İsrail’in Gazze saldırısı sonrası Avrupa’dan yaptırım adımları, Çin ile yakınlaşma küresel dengeleri değiştiriyor

7 Ekim 2023’te başlayan Gazze operasyonlarının ardından İsrail, Avrupa Birliği’nin ticari yaptırım hazırlıkları, Schengen bölgesindeki giriş yasakları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarıyla uluslararası baskı altında kaldı. Buna karşılık İsrail’in Çin ile derinleşen ilişkileri, yeni dünya düzeninde Doğu’nun yükselişini hızlandırıyor.

Eyl 12, 2025 - 07:46
 0  0
İsrail’in Gazze saldırısı sonrası Avrupa’dan yaptırım adımları, Çin ile yakınlaşma küresel dengeleri değiştiriyor

Gündemdeki en önemli konu başlıklarından biri hiç şüphesiz Filistin-İsrail denkleminde meydana gelen gelişmeler…

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas tarafından gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu’nu bahane ederek Gazze’de adeta milenyumun Haçlı saldırısını, adeta milenyumun Moğol istilasını gerçekleştiren ve tüm dünyayı karşısına alma pahasına ortaya hakikaten tarihe geçecek bir kabadayılık örneğini ortaya koyan Siyonist idare, o süreçte arkasında desteğini bulduğu Batı dünyasının şu sıralar istisnası ABD olmak üzere tüm uluslararası kamuoyunun beklemediği şekilde umumi bir tavır değişikliğine gidip kendisine tavır takınmasından dolayı epey zorda.

Avrupa ülkelerinin UCM tarafından kasap Netanyahu ve İsrailli bakanlar için çıkardığı tutuklama emrini uygulama kararı aldıkları konuşulup Avrupalı hariciye yetkililerinin açıklamaları dünya gündeminin başını çekedursun, şimdi de Schengen Bölgesi’ndeki 29 ülkeye aşırı sağcı İsrailli bakanlara giriş yasağı konma kararı alındı ve Avrupa Birliği İsrail’e bir de ticaret engeli koymak istiyor. Ticareti askıya alma hazırlığı var çünkü.

Avrupa ülkelerinin UCM tarafından kasap Netanyahu ve İsrailli bakanlar için çıkardığı tutuklama emrini uygulama kararı aldıkları konuşulup Avrupalı hariciye yetkililerinin açıklamaları dünya gündeminin başını çekedursun, şimdi de Schengen Bölgesi’ndeki 29 ülkeye aşırı sağcı İsrailli bakanlara giriş yasağı konma kararı alındı ve Avrupa Birliği İsrail’e bir de ticaret engeli koymak istiyor. Ticareti askıya alma hazırlığı var çünkü.

Elbette ki bu İsrail açısından şüphesiz bir handikap çünkü ABD ve Çin’le birlikte AB İsrail’in en çok ticaret yaptığı döviz depolarından biri Siyonist idare için.

En önemlisi Gazze’de yaşanan neo-Haçlı saldırısı, neo-Moğol istilası sonrası Avrupa devletlerinin Filistin’i tanıma kararı alma kararı alma durumlarını görünce insan Batı dünyasında ABD hariç yaşanan tavır değişikliğine şaşırıp kalıyor.

Halbuki geçen hafta Türkiye’nin de diyalog ortağı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın katılımları münasebetiyle temsil edildiği ve Çin’in Tianjin kentinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesinde adeta öyle bir hava esti ki Uzakdoğu’dan yansıyan hava, adeta Garp Cephesi’nde soğuk duş etkisi yaptı. Zira Şanghay Zirvesinde hakim olan hava, yeni dünya düzeninin merkezinin neresi olduğunu apaçık ortaya koydu.

İşin daha da enteresan olan tarafı, yeni dünya düzeninin merkezinin neresi olduğu Şanghay Zirvesinde uluslararası kamuoyu tarafından açıkça görülmeden bu jeopolitik değişim belirtisinin kokusunu yıllar öncesinden alan ve hiç de yabancı gelmeyecek bir aktör mevcut; Dünya Siyonizmi…

Bugüne kadar önce İngiliz, ardından da Amerikan emperyalizmini arkasına alarak tarihsel emellerini birer birer hayata geçiren Siyonizm, gelinen son mertebede şimdi avucuna alacağı yeni emperyalist ortağını bulmuş durumda ki esasen bunun perde gerisi daha Soğuk Savaş’ın bitmediği dönemlere dayanır.

Elbette ki bu yeni emperyalist ortak hiç de yabancı bir adres değildi. Bu adres elbette ki daha düne kadar Japon ve İngiliz emperyalistleri tarafından işgal edilerek paylaşılan Uzakdoğu’nun eski “hasta adam”ı, son 30-40 yılın yükselen ve küreselleşen devi nam-ı diğer kızıl ejderha Çin’di.

Çin, 1960’lı yılların sonlarında yaşadığı sınır çatışmalarıyla kendisi için birdenbire “düşman kardeşler”e dönüşen Sovyetler Birliği’ne karşı Amerikan emperyalizmiyle yakınlaşmaya başladı. ABD, bu fırsatı iyi kullandı ve Ping Pong Diplomasisi ile Çin’le diplomatik ilişkilerini tesis etti. 1979’da Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal edince bu işgale karşı ABD, İsrail ve Çin tarafından sert eleştiriler yapıldı. Bu tablo, Çin’in küresel düzene entegre olduğunun artık ete kemiğe bürünmesiydi. Bu değişen konjonktür, İsrail-Çin yakınlaşmasını kolaylaştırırken buna Çin tarafından Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ofis açılarak diplomatik tanınma sağlanıp el-Fetih’e silah tedarik edilmesi dahi engel olmadı. Yani bir taraftan iki devletli çözümü destekleyip bağımsız bir Filistin Devleti’ni savunan Çin, aynı esnada Tel-Aviv yönetimiyle de yakınlaşıyordu.

1990’lı yıllardan itibaren İsrail’in en büyük ticari ortaklarından biri haline gelen Çin, İsrail ihracatının da en büyük alıcısına dönüşmüştür.

Netice itibarıyla Siyonist lobilerin çabaları sayesinde İsrail’in düşmanlarını kendi düşmanı kabul eden ve İsrail’in güvenliğini devlet politikası haline getiren ABD, kendi dış politikasını İsrail’in çıkarlarına göre şekillendirmesine ve İsrail’e karşılıksız koruma sağlamasına rağmen İsrail, aynı derecede ABD’ye sadakatli davranmamaktadır. Dahası ABD-İsrail ortaklığından kârlı çıkan ABD’den ziyade İsrail olmaktadır. Dahası ABD’ye belli başlı noktalarda destek yerine köstek olan, ABD’ye rağmen kendi bağımsız devlet politikalarını uygulayan bir İsrail gerçeği vardır ki yaşanan son Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Rusya’ya karşı ABD’nin takındığı sert tavrı İsrail takınmaktan ısrarla kaçınmıştır. Aynı şekilde ABD’nin gümrük kotası ve ticaret konusunda Çin’e açtığı ekonomik savaşa İsrail katılmayarak Çin’le şakır şakır ticaret yapmaktadır. İş öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, İsrail ABD’nin gözünün içine baka baka Washington yönetimini Avrasya’nın iki egemen gücü Rusya ve Çin’le alenen dengelemektedir. Nitekim yaşanan 2008 küresel kriz ile birlikte Batı dünyası resmen hayatının şokunu yaşarken Çin bu süreçten çok daha kuvvetli halde çıkmış, 2010’lu yıllarda çok ses getirecek bir hamle yaparak Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı kurmuştur. Bu bankanın 51 kurucu üyesinden birisi de yine sürpriz bir ülke olmuştur; İsrail…

Tel-Aviv’le Pekin’in arasındaki ilişkileri doruk noktasına getiren bir diğer gelişme, iki ülke arasındaki vizelerin kaldırılması olmuştur.

Yani adım adım iki ülke stratejik müttefik olmaya doğru gidiyor ve 1940’ların sonunda kurulan Yahudi Devleti’ni Soğuk Savaş sürecinde Doğu Bloku’na karşı ileri bir karakol gibi gören Batı dünyası, 1980’li yılların sonu ve 1990’lı yılların başı itibariyle Soğuk Savaş’ın bitmesi sonucu İsrail’in artık bir ileri karakol hüviyetinden çıkıp çok yönlü bir dış politikaya yöneldiğini gördü.

Ama elbette ki İsrail’in birkaç yıldır izlediği Rusya ve Çin ağırlıklı olan bir denge siyasetine dayalı çok yönlü dış politikasının dünya düzenindeki kırılmaları dikkatle takip eden ve buna göre stratejiler geliştiren Siyonist baronlara rağmen ortaya konması mümkün değildir.

Öyle ya, on yıllarda beklenmeyen bir yükseliş trendine imza atarak dünyanın yeni jandarması olmayı kendine hedef koyan bir Çin faktörü olacak ve Çin, imza attığı bu başarıyla Siyonist baronların dikkatini çekmeyecek! Bu gerçeklikten uzak bir bakış açısı olacaktır.

Yani kısacası Amerika sonrası için Siyonist baronların yeni gözdeleri belli olmuştur; Çin…

Hiç şüphe yok ki bundan böyle Amerika ve Avrupa her hamle yaptıklarında Çin’e karşı daha fazla güçlerini tüketecekler ve İsrail’i daha fazla karşılarında bulacaklar.

Ve dünyanın ağırlık merkezi Batı’dan Doğu’ya kaydıkça Dünya Siyonizmi de yavaş yavaş meskenini değiştirecektir.

Yani Çin bütün konularda Batı’nın tekelini kırdıkça Dünya Siyonizmi’nin desteğini de daha fazla yanında bulmaya başlayacaktır çünkü Siyonizm her daim güçlüyü desteklemiştir.

Peki bütün bunların yanında Çin’de Yahudilere bakış açısının nasıl olduğuna mercek tutacak olursak Çin’de hiçbir zaman antisemitizm olmamış, hatta II. Dünya Savaşı yıllarında ölüm kamplarından kaçan 20.000 Yahudi Çin topraklarına sığınmıştır. Ayrıca her ne kadar Çin’deki Yahudi varlığı en azından bugünün koşullarında çok büyük bir belirleyici etken olmasa da, her ne kadar bugünkü Çin Yahudileri toplumda çok küçük bir zümreyi oluştursa da, Çin’deki Yahudi varlığının çok eski dönemlere dayandığını belirtmek icap eder. Öyle ki, 960’tan 1279’a değin Çin’e hükmeden Song Hanedanlığı devrinde Kaifeng Yahudileri Çin’e gelip yerleşmişlerdir. Ama elbette ki bu tarihsel gerçekliğe rağmen Çin’de sayıları Amerika, Rusya, Avrupa ve İsrail’deki Yahudi cemaatiyle kıyaslandığında çok daha minimum bir oranda kalan Yahudiler, Siyonizm Çin’e doğru yüzünü döndükçe Uzakdoğu’nun süper gücü Çin’de daha fazla etkin hale gelecek, hatta minimum düzeyden sıyrılıp daha da kitleselleşecektir. Özellikle yıllar yılı ÇKP’nin devlet ateizmini benimseyip yaygınlaştırma politikası gütmesinden ötürü tıpkı Budizm ve Taoizm gibi ateizmin de yaygın olduğu Çin’de Museviliği benimsemek moda haline gelecek, Çin halkı içinde Museviliğe geçişler artacak ve Çin’e yerleşecek zengin Yahudilerle birlikte Çin’de kitleselleşmiş, hatta Çin’deki düzene hükmedecek bir seviyeye gelmiş güçlü bir Yahudi cemaati ortaya çıkacaktır. Zaten Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirdiği Aksa Tufanı Operasyonu’nu bahane ederek Gazzeli mazlumlara yönelik kitlesel bir yok etme sürecine İsrail nezdinde tam gaz start verildiği günlerde Elon Musk’ın önünde el pençe divan durduğu eski Mossad ajanı Siyonist Gad Saad’ın bir tweet atarak Yahudileri Çince öğrenmeye çağırması ve Çin’in Yahudiler için 20 yıl içinde güvenli bir yer haline geleceğini belirtmesi de yaşanacak malumun ilanı olmuştur. Bütün bunların yanında Gad Saad’ın Yahudiler için 20 yıl içinde Çin’in güvenli bir yere dönüşeceğini belirtmesinin özellikle Avrupa’nın İsrailli hükümet üyelerine karşı arka arkaya yaptırım ve yasak kararları aldıkları ve dahası Avrupa’da bu vesileyle antisemitizmin tekrar yükselişe geçtiği bir dönemde oldukça manidar olduğunu da belirtmeliyiz.

İşte bütün bu saha gerçekliklerinden hareketle daha bir asır evvel Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması için politikalar geliştiren Batı dünyasının şimdi politika değişikliğine giderek Filistin’i tanıma ve İsrailli hükümet üyeleri için de yasak ve yaptırım uygulama kararı alma hamlelerini çok da şaşırtıcı bulmamak lazım. Zira Batı dünyası bu politika değişikliğiyle aslında değişen küresel konjonktür karşısında pozisyon belirlemeye çalışıyor.

Ezcümle, İsrail’in Gazze istilası yalnızca Ortadoğu’daki taşları yerinden oynatmakla kalmadı, aynı zamanda küresel dengelerin değişimini de hızlandırmış oldu.

Yani Batı dünyası Filistin konusunda aydınlanıp İsrail’in gerçek yüzünü görerek vicdana gelmedi, değişen dengelere karşı hamle yapmaya çalışıyor. Hepsi bu kadar.

Kaynak: Beykozun Sesi

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0