DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Medeni Yılmaz: “Devlet adına ödenen bedelin karşılığı kadroya veya olay tarihine göre değişemez”
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Medeni Yılmaz, TBMM Genel Kurulu’nda şehit yakınları, gaziler ve vazife malullerine ilişkin kanun teklifini desteklediklerini açıkladı. Düzenlemedeki kapsam, süre, aylık ve başvuru şartlarını eleştiren Yılmaz, hak kayıplarının önlenmesi için 8 başlıkta değişiklik istedi.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Medeni Yılmaz, TBMM Genel Kurulu’nda şehit yakınları, gaziler ve vazife malullerine yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifinin görüşmelerinde konuştu. Teklifi desteklediklerini belirten Yılmaz, özellikle terörle mücadelede yaralandığı hâlde maluliyet eşiğinin altında kalan kişilere ilişkin yeni hakkın kadro, hizmet sınıfı ve olay tarihi üzerinden sınırlandırılmasına itiraz etti.
Yılmaz, teklifin olumlu buldukları hükümlerinin yanı sıra hak kaybına yol açabileceğini değerlendirdikleri noktaların da bulunduğunu belirterek düzenlemenin 8 başlıkta değiştirilmesini talep etti.
“Şehadetin hukuki karşılığının şehidin rütbesine göre değişmesi savunulabilir bir şey değil”
Teklifin bazı maddelerini olumlu bulduklarını kaydeden Yılmaz, şehit anne ve babalarına yönelik asgari ücret güvencesinin genişletilmesi, bakıma muhtaç gazi ve malullere yapılan ödemenin artırılması ve yeniden muayene hakkına ilişkin düzenlemelere dikkat çekti.
Yılmaz, “Gecikmiş bir yasa teklifi olsa da eksik gördüğümüz kısımları olsa da yine de böyle bir teklifin görüşülmesini olumlu buluyoruz. Evet, kanunu destekliyoruz ama eksiklerinin olduğunu da kayda geçirmek istiyoruz. 1’inci madde, şehit ana ve babalarına tanınan asgari ücret güvencesini tüm vazife malullerine yayıyor. Şehadetin hukuki karşılığının şehidin rütbesine göre değişmesi savunulabilir bir şey değildi, bu ayrımın kaldırılması doğrudur.” dedi.
Teklifin 2’nci maddesiyle bakıma muhtaç gazi ve malullere yapılan ödemenin yüzde 25 artırıldığını ve net asgari ücrete endekslendiğini aktaran Yılmaz, yöntemi doğru bulduklarını söyledi.
Yılmaz, teklifin 5’inci maddesinin ise bugüne kadar sosyal güvenlik hukukunda yeterli karşılığı bulunmadığını belirttiği bir gruba hak tanıdığını ifade ederek, “Terörle mücadelede yaralanmış, vücudunda hâlâ mermi çekirdeği veya şarapnel taşıyan ama maluliyet eşiğinin altında kaldığı için gazi sayılmayan ve bugüne kadar tek kuruş aylık alamamış insanlar yıllardır haklarını tek tek dava açarak aramak zorunda kaldı. Bu nedenle maddeyi önemsiyoruz.” diye konuştu.
Er ve erbaşların yeniden muayene hakkını 55 yaşına taşıyan 6’ncı maddeye de değinen Yılmaz, “Bu, yaralanmaya bağlı rahatsızlıkların yıllar sonra ağırlaşması gerçeği karşısında yerinde bir düzenlemedir.” ifadelerini kullandı.
“Aynı metin içinde iki ayrı adalet ölçüsü kullanıyoruz”
Yılmaz, 5’inci maddeyle getirilen hakkın yalnızca askerî personel, Millî İstihbarat Teşkilâtı mensupları, Emniyet teşkilatının emniyet hizmetleri sınıfındaki personeli ve güvenlik korucularını kapsamasını eleştirdi.
Bir Emniyet müdürlüğüne yönelik terör saldırısı örneğini veren Yılmaz, “Aynı patlamada 2 kişi yaralanıyor; biri emniyet hizmetleri sınıfına mensup bir polis memuru, diğeri aynı anda aynı şarapnel parçasıyla yaralanan bir genel idari hizmetler sınıfı personeli. Bu teklife göre, birincisi aylık alacak ama ikincisi hiçbir hak elde edemeyecek; aradaki fark kadro unvanı.” dedi.
Teklifin 7’nci maddesinde 15 Temmuz’da yaralananlar açısından kamu görevlileriyle sivillerin birlikte kapsama alındığını ve hizmet sınıfı ayrımı yapılmadığını belirten Yılmaz, “Biz aynı metin içinde iki ayrı adalet ölçüsü kullanıyoruz. 15 Temmuz’da yaralanan bir sivil kapsamda, bir terör saldırısında aynı ağırlıkta yaralanan bir sivil kapsam dışı; tam bir çifte standart.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, “Aynı şarapnel parçasıyla yaralanan bir asker ile bir sivili ya da aynı teşkilatta görevli 2 personeli birbirinden farklı hukuki rejime tabi tutmanın objektif ve makul açıklaması nedir?” sorusunu yöneltti.
“Aralarındaki tek fark takvim yaprağı”
Düzenlemenin yalnızca yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen olaylara uygulanmasını da eleştiren Yılmaz, bunun benzer durumda bulunan kişiler arasında olay tarihine dayalı yeni bir ayrım oluşturabileceğini savundu.
Yılmaz, “Aynı bölükte görev yapan, aynı çatışmanın içinde bulunan, aynı ağırlıkta yaralanan 2 askerden biri 31 Ağustos’ta yaşadığı için ömür boyu aylık alacak, diğeri 2 Eylül’de yaşadığı için hiçbir hak elde edemeyecek; aralarındaki tek fark takvim yaprağı.” dedi.
“Bir yıllık süre koymak, hakkı tanıyıp kapısını kilitlemek anlamına gelir”
Teklifte hakkın kullanılabilmesi için başvurunun bir yıl içinde yapılması, olay tarihinde mensup olunan kuruma müracaat edilmesi ve en az bir adli tabip uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporunun alınması şartlarının getirildiğini aktaran Yılmaz, bu koşulların uygulamada sorun oluşturabileceğini söyledi.
Hak sahiplerinin önemli bölümünün yıllar önce yaralandığını, terhis olduğunu, kurumundan ayrıldığını veya emekliye ayrıldığını belirten Yılmaz, “Terhis olduktan sonra sivil hayata dönmüş bir er hangi kuruma başvuracak? Aradan geçen on beş yıldan sonra kurum arşivinde kaydı bulunamazsa ne olacak?” diye sordu.
Adli tıp uzmanının sağlık kurulunda bulunması şartının tıbbi değerlendirmenin niteliği bakımından doğru olduğunu ancak uygulama kapasitesinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Türkiye’de kaç adli tıp uzmanı görev yapıyor? Adli Tıp Kurumunun mevcut iş yükü nedir? Sağlık Bakanlığı bu iş için kaç hastane belirleyecek, bunlar hangi illerde olacak? Bu sorular cevaplanmadan bir yıllık süre koymak, hakkı tanıyıp kapısını kilitlemek anlamına gelir.” dedi.
Yılmaz ayrıca başvurunun reddedilmesi hâlinde izlenecek itiraz yolunun, idarenin karar verme süresinin, gerekçelendirme yükümlülüğünün ve sağlık kurulu raporlarına itiraz usulünün düzenlenmediğini belirtti. Yılmaz, “Bu maddeyi yaparken amacımız insanları mahkeme kapılarından kurtarmaktı, bu hâliyle onları doğrudan mahkemeye yönlendirmiş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Anayasa’nın 61’inci maddesi bize yaraşır bir hayat seviyesi sağlama ödevi yüklüyor”
Teklif kapsamında öngörülen aylıkları rakamlarla değerlendiren Yılmaz, 5’inci maddeyle malul sayılmayan yaralılara bağlanacak aylığın 17135 gösterge üzerinden hesaplandığını ve bunun yaklaşık 26 bin 996 liraya karşılık geldiğini söyledi.
TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026 verilerine atıfta bulunan Yılmaz, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 36 bin 939 lira olduğunu belirterek, “Bağladığımız aylık bunun yaklaşık yüzde 27 altında kalıyor. Anayasa’nın 61’inci maddesi, bize, yaraşır bir hayat seviyesi sağlama ödevi yüklüyor; bu tutarın o ölçütü karşıladığını söylemek güç.” dedi.
Teklifin 3’üncü maddesiyle erbaş, er, güvenlik korucusu, öğrenci ve sivil vazife malulleri için 35398 gösterge üzerinden taban aylık getirildiğini belirten Yılmaz, bunun yaklaşık 55 bin 770 liraya karşılık geldiğini aktardı.
Yılmaz, aynı dönemde net asgari ücretin iki katının 56 bin 151 lira olduğunu belirterek, “Teklifin taban olarak koyduğu tutar daha yürürlüğe girmeden net asgari ücretin 2 katının altında.” diye konuştu.
4’üncü maddedeki gösterge tablosunun 23 Ocak 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 684 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirildiğini belirten Yılmaz, tablonun o tarihten bu yana sayısal olarak güncellenmediğini ve teklifle derecelerde yaklaşık yüzde 21,9 oranında artış öngörüldüğünü söyledi.
5’inci ve 7’nci maddeler arasındaki atıf farkına dikkat çekti
Teklifte teknik açıdan önemli olduğunu belirttiği başka bir noktaya değinen Yılmaz, 7’nci maddede 15 Temmuz’da yaralanıp malul sayılmayanlara bağlanacak aylıklarda 5454 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağının açıkça belirtildiğini, 5’inci maddede ise aynı atfın bulunmadığını kaydetti.
Yılmaz, “Her iki grup da aynı gösterge rakamı yani 17135 üzerinden aylık alacak. Bu durumda aynı rakam üzerinden aylık bağlanan iki grup ek ödeme nedeniyle eline farklı hususlar geçen iki gruba dönüşebilir.” açıklamasında bulundu.
Yılmaz 8 başlıkta değişiklik talep etti
Yılmaz, teklifin eksik gördükleri yönlerinin giderilmesi amacıyla taleplerini 8 başlık altında sıraladı. Şehit anne ve babalarına tanınan asgari ücret güvencesinin her ikisi için ayrı ayrı uygulanacağının açıkça yazılmasını isteyen Yılmaz, bakım ödemesinin ağır bakım hâlinde artırılmasını ve evde bakım yardımlarından mahsup edilmemesini talep etti.
Taban aylığının net asgari ücretin iki katının altına düşmemesi gerektiğini belirten Yılmaz, derece gösterge tablosunun da asgari ücrete bağlanarak kendiliğinden güncellenmesini istedi.
Yılmaz ayrıca 5’inci maddenin kapsam, süre, yararlanma tanımı ve usul yönünden tamamlanmasını, yeniden muayenede yaş sınırı yerine sağlık durumundaki ağırlaşmanın esas alınmasını, 15 Temmuz yaralılarına bağlanacak aylıkların 15 Temmuz 2016’dan itibaren başlatılmasını ve 5’inci maddenin yürürlük tarihinin öne alınmasını talep etti.
“Bu düzenlemeler yapılırsa bu Meclis hak sahiplerinin karşısına eksiksiz bir metinle gider.” diyen Yılmaz, konuşmasının sonunda düzenlemenin temelinde eşitlik ilkesinin bulunması gerektiğini vurguladı.
Yılmaz, “Devlet adına ödenen bedelin karşılığı bedeli ödeyen insanın kadrosuna, unvanına, hizmet sınıfına veya olayın takvim tarihine göre değişemez. Bu ilkeyi bu metne yazabilirsek hepimiz üzerimize düşeni yapmış oluruz.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmiyorum
0
Aşk
0
Komik
0
Öfkeli
0
Üzgün
0
Vay
0